Mekke'nin Fethi ve Bizim Ufkumuz
KONFERANS :
MEKKE'NİN FETHİ VE BİZİM UFKUMUZ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
ÖZET MAHİYETİ
TANIMI
Mekke'nin Fethi : Sayıca az olan ilk Müslümanların müşriklere karşı imanlarını korumak ve yaymak maksadıyla hicret ettikleri Mekke'yi, sekiz yıl sonra Hicri 20 Ramazân 8.senede , miladi 11 Ocak 630 da güçlü ve kalabalık bir ordu halinde geri dönüp fethetmeleridir.
HAZIRLIYAN SEBEB
Hicretin 6 ncı yılında Peygamber efendimizle Hudeybiye Antlaşmasını yapan Mekkeli müşrikler, iki yıl sonra bu antlaşmayı bozdular. Sulhun devamı için Müslümanlara yapılan yeni tekliflere de uymadılar.
SONUÇ
Peygamber efendimizin hazırladığı İslam ordusu, hicretin onuncu yılında müşriklerden Mekke'yi kan dökülmeden aldı.
*** Rasûlullah (s.a.s.), hicret için gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi.(129)
Peygamberimizin duası :
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ
سُلْطَاناً نَّصِيراً
"Rabb'ım, beni şerefli bir girişle (Medineye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar". (İsrâ S 80)
1-İLAHİ MÜJDELER
لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاءاللَّهُ آمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَرِيباً
“Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve)korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.” (Fetih Suresi, 27)
Sebeb-i nüzülü:
Peygamber Efendimiz, Medine'de iken gördüğü bir rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemişti. Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke'ye gidemiyorlardı.
Allah-ü Teala , Peygamberimiz (sav)'e katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin bu 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu ve eğer Allah dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir.
Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı ve ardından gelen Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir. Böylece Allah, Peygamber Efendimizin önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Fetih Suresi'nin 27. ayetine dikkat edilirse, Mekke'nin fethinden önce gerçekleşecek bir başka fetihten daha söz edildiği görülecektir.
Nitekim ayette haber verildiği gibi Müslümanlar, önce Yahudilerin elinde bulunan Hayber Kalesi'ni fethetmişler, daha sonra da Mekke'ye girmişlerdir. (190. İmam Taberi, Taberi Tefsiri, c. 5, Ümit Yayıncılık, :İstanbul, s. 2276.)
DİĞER İLAHİ MÜJDELER :
وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِن بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيراً
“Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Fetih Suresi, 24)
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُّبِيناً {1}
لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً {2} وَيَنصُرَكَ اللَّهُ نَصْراً عَزِيزاً {3}
“”Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” (Fetih Suresi, 1-3)
*** İsra Suresi'nin 76. ayetinde ise, inkarcıların da Mekke'de kalamayacakları şöyle bildirilmiştir:
وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذاً لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِيلاً
“Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.” (İsra Suresi, 76)
Peygamberimiz (sav) Hicret'in 8. yılında Mekke'ye girerek bu şehri fethetmiştir. İki sene sonra da, Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi inkarcılar Mekke'den çıkmışlardır.
Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur:
Peygamber Efendimiz müminlere bu müjdeleri verdiğinde, mevcut durum hiç de bu yönde değildir. Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber Efendimizin söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmuştur.
Ancak Peygamberimiz (sav) Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır.
Söylediklerinin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi de Kuran'ın önemli bir mucizesidir.
PEYĞAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV (ŞİMDİ KÜTÜPHANE )
2-FETH-İ MÜBİN’E KAVUŞTURAN TARİHİ PROĞRAM:
İLK SEBEBLERMekkeli müşrikler; Hz. Muhammed s.a.v. Efendimize Peygamberlik verilip insanları şirkten, puta tapmaktan vazgeçmeye ve Allahü tealaya iman etmeye davete başladığı günden itibaren Müslümanlara şiddetli düşmanlık gösterdiler. Bunun üzerine Allahü teala tarafından Müslümanların hicret etmelerine izin verildi. Böylece Mekkeli
Müslümanlar mallarını mülklerini bırakarak Medine'ye hicret ettiler.
MÜNASEBETLER Peygamberimizin Mekkeli müşriklerle sulh ve harp devri olmak üzere iki şekilde münasebeti oldu. Sulh devrinde müşriklerin alay, hakaret, işkence bütün münasebetleri kesme ve şiddete başvurma gibi çeşitli safhalarda sürdürdükleri düşmanlık, hicretin ikinci yılında harp şekline dönüştü.
SAVAŞLAR Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicret etmesinden sonra da düşmanlıklarını devam ettiren müşrikler, ordu hazırlayıp Medine'de bulunan Müslümanlar üzerine yürüdüler. Bedir, Uhud, Hendek gibi kanlı savaşlar yapıldı. Bu savaşlarda Müslümanlar karşısında tutunamayıp perişan oldular.
Nihayet hicretin 6 ncı yılında Peygamberimizle sulh yapmayı kabul ettiler ve Hudeybiye Antlaşmasını imzaladılar.
3-MEKKENİN FETHİNİ HAZIRLAYAN SEBEBLER
10 yıl süre için imzalanan bu Hudeybiye antlaşmanın bir maddesine göre: Kureyş kabilesi dışında kalan diğer Arap kabileleri, Müslümanlardan veya müşriklerden istedikleri tarafın himayesine girebileceklerdi.
10 yıl süre için imzalanan bu Hudeybiye antlaşmanın bir maddesine göre: Kureyş kabilesi dışında kalan diğer Arap kabileleri, Müslümanlardan veya müşriklerden istedikleri tarafın himayesine girebileceklerdi.
Bu antlaşma gereğince Huzaa kabilesi Peygamberimizin, Beni Bekr kabilesi de müşriklerin himayesine girmişti. Bu iki kabile arasında eskiden beri sürüp gelen bir düşmanlık vardı. Bahaneler arayarak hadise çıkarmak isteniyordu.
HADİSE :
Bir gün Mekkeli müşriklerin himayesindeki Beni Bekr kabilesinden biri şiir okuyarak Peygamber efendimizi hicvetmeye yeltendi. Huzaa kabilesinden bir genç buna razı olmayıp, hicvedici şiir okuyan adama bundan vazgeçmesini söyledi. Fakat o vazgeçmedi. Bunun üzerine başına vurup, yardı ve susturdu.
Beni Bekr kabilesi bu hadiseyi bahane ederek Huzaa kabilesi üzerine aniden saldırdı. Kureyş müşrikleri de bu saldırıda Beni Bekr kabilesine yardımda bulundukları gibi kıyafet değiştirerek onlarla birlikte Huzaa kabilesi üzerine saldırdılar.
Hudeybiye Antlaşması gereğince emin bulunan Huzaa kabilesi, bu ani saldırıda hazırlıksızdı. Yerleşmiş oldukları Vetir Suyu denilen yerden Mekke'ye kadar kaçmak zorunda kaldılar. Kabe'ye ve hareme sığınmış oldukları halde üzerlerine hücum edildi ve neticede Huzaa kabilesinden yirmi üç kişi öldürüldü.
Bu saldırıda himayelerinde bulunan Beni Bekr kabilesine at ve silah vermek gibi yardımda bulunmaktan başka bilfiil çarpışmaya da katılan Kureyş müşrikleri, Hudeybiye Antlaşmasını bozdular.
Bu saldırıda himayelerinde bulunan Beni Bekr kabilesine at ve silah vermek gibi yardımda bulunmaktan başka bilfiil çarpışmaya da katılan Kureyş müşrikleri, Hudeybiye Antlaşmasını bozdular.
Huzaa kabilesi durumu Peygamber efendimize arz etmek üzere kabileden 40 kişilik bir heyeti Medine'ye gönderdiler. Peygamberimiz Huzaa kabilesinden gelen heyeti, “kendilerine mutlaka yardım edeceklerini” vaad ederek, yurtlarına geri gönderdi.
Sevgili Peygamberimiz bunun üzerine Mekkeli müşriklere haber göndererek;
“Ya Huzaa kabilesinden öldürülenlerin diyetini (kan bedelini) ödeyiniz veya Beni Bekr kabilesini himayeden vazgeçiniz. Bunlardan birini kabul etmezseniz Hudeybiye Antlaşmasını bozduğunuzu ve bunun neticesi olarak sizinle harb edeceğimizi biliniz.”
teklifinde bulundu.
Mekkeli müşrikler bu teklifleri kabul etmediklerini ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Böylece Hudeybiye Antlaşması resmen bozulmuş oldu.
Mekkeli müşrikler bu teklifleri kabul etmediklerini ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Böylece Hudeybiye Antlaşması resmen bozulmuş oldu.
Antlaşmayı bozan Kureyş müşrikleri, kısa bir müddet sonra da antlaşmayı yenilemek istediler. Bu maksatla o zaman henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan'ı Medine'ye gönderdiler.
EBU SÜFYAN’IN MEDİNEDEKİ MÜNASEBETLERİ:
(Ebu Süfyan kendisi Peyğamber efendimizin önce süt kardeşi, çocukluk ve gençlik arkadaşı iken sonra da kayın pederi olmuş fakat en azılı düşmanı kesilmiş, daha sonra da Mekke’nin fethinde Müslüman olmuş ve çok büyük cihadlarda yer almıştır., şimdi biz onu “Ebu Süfyan radıyellahü anh” diye, hanımını da “Hind radıyellahü anha” anarız .)
Peyğamberimize sadakat ve samimiyet:
Ebu Süfyan Medine'de kendi kızı ve Peygamberimizin zevcesi olan ÜmmüHabibe'ye gitti. Oturacağı sırada, Ümmü Habîbe minderi topladı. Halbuki evde üzerine oturulacak başka bir şey yoktu. Ebû Süfyân sordu:
Ebu Süfyan Medine'de kendi kızı ve Peygamberimizin zevcesi olan ÜmmüHabibe'ye gitti. Oturacağı sırada, Ümmü Habîbe minderi topladı. Halbuki evde üzerine oturulacak başka bir şey yoktu. Ebû Süfyân sordu:
- Kızım, minderi mi benden esirgiyorsun, yoksa beni mi minderden? Kızı cevap verdi.:
- Bu, Rasûlüllah (s.a.s.)'e âittir. Sen ise müşriksin, pissin. Bu yüzden üzerine oturmanı istemedim. ( Zâdü'l-Meâd, 2/386; İbn Hişâm, 4/38 )
Sonra Eshab-ı kiramın ileri gelenlerine ve Peygamberimize gidip, sulhu yenilemek istediklerini söylediyse de müsbet cevap alamadı.
Ebu Süfyan son olarak Hazret-i Ali ile görüştü. Ali radıyallahü anh ona;
“Sen Kureyşin ileri gelenisin, çıkıp halk içinde antlaşmayı yeniliyorum.”
dersin, diyerek başından savdı.
MESCİD-İ NEBİ’NİN İLK ŞEKLİNİN TASVİRİ
Ebu Süfyan, Peygamberimizin mescidine girdi; “Ey insanlar ben her iki tarafı da himayeme alıyor sulhu yeniliyorum.” dedi.
Peygamberimiz; “Ya Eba Süfyan! Bunu sen söylüyorsun, ben değil.” buyurdu.
Ebu Süfyan bundan sonra Mekke'ye döndü. Mekke'ye varınca Kureyş müşriklerine durumu anlatıp;
“Hayatımda eshabının Muhammed'e gösterdiği bağlılık ve itaat gibi , bir itaatle bağlanan bir kavim görmedim.” dedi.
Müşrikler;
“Sen hiçbir şey yapmamışsın, senin kendi kendine ilan ettiğin sulhun hiçbir hükmü olmaz. Sen bize sulh haberi getirmedin ki emin olalım, harp haberi de getirmedin ki harbe hazırlanalım.” diyerek Ebu Süfyan'a sitem ettiler.
4-HARP HAZIRLIKLARI
Ebu Süfyan Mekke'den döndükten sonra, Peygamber Efendimiz s.a.v. , Hazret-i Ebu Bekr'le Hazret-i Ömer'i çağırdı. İstişare yaptı ve harbe karar verdi. Hazırlığa başlanıp, ordu toplandı.
Ayrıca, Gıfâr, Eslem, Eşca' Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine bağlı kabîlelere haber salarak ve “ “Allah’a ve ahret gününe inananlar , bütün varlıklarıyle Ramazan-ı Şerif’in başında , Medine’de toplansınlar.” buyurarak Ramazan ayının ilk günlerinde Medine'de toplanmalarını istedi.
Bütün hazırlıklar gizli tutuldu. Mekke yollarının tutulması ve kontrol işi Huzaa kabilesine verildi. Bu kontrol son derece titizlikle yapıldı.
Peyğamberimiz ; “Ey Allah’ım ! yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar Kureyşin casus ve habercilerini tut.Görmez ve işitmez yap.Kureyşlilerin gözlerini bağla. beni birden bire görsünler, birden bire işitsinler.” diyerek Allah’a dua etti.
Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye de gönderilmişti.
Tedbir almak ve sır saklamak :
Ebû Beltea oğlu Hâtıb'ın Kureyş'e Yazdığı Mektup ibretlik bir belgedir.
(Aşağıdaki ayetin sebeb-i nüzülü:)
Bu tedbirlere rağmen ashabtan Ebû Beltea oğlu Hâtıb, durumdan Kureyş'i haberdar etmek istemiş, bir mektup yazarak gizlice Mekke'ye göndermişti. Hz. Peygamber (s.a.s.), İlâhî vahiy ile bunu öğrendi. Hemen Hz. Ali ile iki arkadaşını görevlendirdi.
- Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfel içinde yolcu bir kadın bulacaksınız. Yanında bir mektup var, onu alıp getirin,” buyurdu.
Kadın önce inkâr etti, fakat, Hazret-i Ali kılıcını çekip; “Resulullah asla yalan söylemez, seni şimdi çırılçıplak soyar, her tarafını ararız", deyince, çâresiz mektubu saçının hotozu arasından çıkardı. ( el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/322; Târih-i Din-i İslâm, 3/417)
Mektupta, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceği bildiriliyordu. Herkes şaşırıp kaldı, çünkü Hâtıb'dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) bir hey'et önünde Hatıb'ı sorguya çekti.
- Ey Hâtıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın,” diye sordu. Hâtıb:
- Ya Rasûlüllah hakkımda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyş'e anlaşarak bağlı bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onların mahremi olmadım. Yanınızdaki muhacir kardeşlerimin, Mekke'de âilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok. Mekkelilerden nimetdârlar kazanarak âilemi korumak istemiştim. Bu işi dinimden dönmek için yapmadım, ben Müslüman olduktan sonra, kat'iyyen küfre razı olmam, diye kendini savundu.
Hz. Ömer, dayanamayıp:
- Yâ Rasûlallah, izin ver de şu münâfığın boynunu vurayım,” demişti. Fakat, Rasûlüllah (s.a.s.) Hâtıb'ın suçunu bağışladı ve :
- Yâ Ömer, Hâtıb Bedir Gazası'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ı Hak Bedir ehline: "Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım" demiş olabilir, buyurdu.
Fakat bu olayla ilgili olarak ve düşmanı dost edinmemek için şu ilahi ikaz geldi :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَن تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَاداً فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاء مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ {1} سورة الممتحنة (60) ص 549
"Ey inananlar, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar, size gelen hakkı tanımadıkları ve Rabbımız olan Allah'a inandığınız için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çıkardıkları halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmışsanız, ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bildiğim halde, nasıl olur da onlara sevgi gösterirsiniz. İçinizden her kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur." (el-Mümtehine Sûresi, 1).(el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/323 )
5-MEKKE'YE YÜRÜYÜŞ
Müslümanlığın temeli, "Tevhid İnancı" dır. Tevhid İnancı'nın, yeryüzünde en büyük âbidesi, Mekke'deki Kâbe'dir. Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuş, putperestliğin merkezi hâline getirilmişti. İslâm güneşi doğalı 20 yıl olmuştu. Artık, Mekke'nin şirkten kurtulması, Kâbe'nin putlardan temizlenmesi gerekiyordu.
Rasûlüllah (s.a.s.), Hicretin 8'inci yılı, Ramazan'ın 10'uncu Pazartesi günü (miladi 1 Ocak 630 de ) 10 bin kişilikmuazzam bir ordu ile Medine'den çıktı.(319)
Medine’deki münafıklar bile , Müslümanların bu kadar muazzam bir ordu kurabileceklerini tahmin etmediklerinden bu vaziyete şaşırmışlardı. (S.Nebi, H.Arıkan)
Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti.(320)
O gün Rasûlüllah (s.a.s.) ve ashâbı oruçluydu. Yola çıktıktan sonra Peyğamberimiz : “ Allah bizden yolculukta ve hastalık helinde orucu kaldırdı.Sizden kim hasta olur veya seferde bulunursa başkabir günde tutar.” Buyurdu. (Siyer-i Nebi, H.Arıkan) Eshab-ı Kiram’da oruçlarını açtılar. (321)
MEKKE – MEDİNE ARASI YOL
ABBAS RADIYALLAHÜ ANH’IN KATILMASI:
Bu sırada hazret-i Abbas da Medine'ye hicret ediyordu. Yolda İslam ordusu ile karşılaştı. Daha önce Müslüman olduğu halde durumu müşriklerden gizleyerek Mekke'de kalmıştı. Eşyâsını çocuklarıyla Medine'ye gönderip O da orduya katıldı. Rasûlüllah (s.a.s.) Abbâs'ın gelişinden memnun oldu.
- Peygamberlerin sonuncusu ben oldum, muhâcirlerin sonuncusu da sen; diye iltifatta bulundu.
Peygamberimiz ordusuyla Mekke'ye yaklaşırken yolları tamamen tutturduğu için Kureyş müşrikleri üzerlerine gelen İslam ordusundan habersizdi.
Sevgili Peygamberimiz, savaş düzenine soktuğu ordusunda kabilelere bayrak ve sancaklar verdi. Merru'z-Zahran denilen yere varınca karargah kuruldu. Burada Peygamberimiz, gece vakti 10.000 ateş yakılmasını emretti. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yaktı.
Bir anda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler neye uğradıklarını bilemeyip iyice şaşırdılar. Hemen Ebu Süfyan'ın yanına toplandılar.
DAĞLAR ARASINDA MEKKE-İ MÜKERREME - NUR DAĞI VE SEVR DAĞI GÖRÜNÜŞLERİ..
EBU SÜFYAN’IN MÜSLÜMAN OLMASI:
Ebu Süfyan yanına aldığı üç dört kişiyle durumu öğrenmek için İslam ordusunun bulunduğu yere doğru yürüdü. Karargaha yaklaştığı sırada İslam askerleri onu yakaladılar. Hazret-i Abbas onu alıp Resulullah'ın huzuruna götürdü.
Peygamberimiz Ebu Süfyan'ı affedip, amcası Abbas'a; “Onu bu gece çadırına götür sabah bana getir.” buyurdu. Sabah olunca Resulullah'ın huzuruna götürüldüğünde;
Peyğamberimiz :
“Ey Ebu Süfyan! Henüz, La ilahe illallah, diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu.
Ebu Süfyan Peygamberimize;
“Anam babam sana feda olsun. Bu kadar cefadan sonra beni hidayete çağırıyorsun, ne hoş hilm ve ne güzel kerem sahibisin. İnandım ki Allahü tealadan başka ilah yoktur.” dedi.
Tekrar, Peygamberimiz; “Benim peygamber olduğumu da tasdik etme zamanın gelmedi mi?” buyurunca Ebu Süfyan, Kelime-i şehadetin tamamını söyleyerek Müslüman oldu. Artık Mekke fethedilmiş demekti. Belki hiç mukavemet görülmeyecekti.
Hz. Abbâs:
- Yâ Rasûlallah, Ebû Süfyân övünmeyi sever, iftihâr edebileceği bir lütufta bulunsanız,” demişti. Rasûl-i Ekrem:
- Her kim Ebû Süfyân'ın evine girerse, emniyettedir. Her kim kendi evine kapanır, ordumuza karşı koymazsa, emniyettedir. Her kim Harem-i Şerîf'e girerse, emniyettedir. Ebû Süfyân bunu ilân etsin, buyurdu.( Zâdü'l-Meâd, 2/391; İbn Hişâm, 4/47; Tecrid Tercemesi, 10/332)
Daha dün, İslâm düşmanlarının lideri olan kişi, bugün Rasûlüllah'ın emirlerini tebliğ etmekle iftihâr edecek, şeref kazanacaktı.
Ebu Süfyan, Mekke'ye dönmek üzere izin istediğinde Peygamberimiz amcası hazret-i Abbas'a; “Ebu Süfyan'ı al, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür İslam ordusunun büyüklüğünü görsün.” buyurdu. Abbas (radıyallahü anh); onu alıp ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götürdü. Ordu hareket edip, Eshab-ı kiram kabile kabile Ebu Süfyan'ın önünden geçiyor “Allahü ekber” sedaları her tarafı çınlatıyordu. Her birlik geçtikçe Abbas (radıyallahü anh) ona tanıtıyordu.
Mücâhidler sırayla alay alay Ebû Süfyân'ın önünden geçtikçe Ebû Süfyân'ın yüreği burkuluyor, geçen her kafilenin hangi kabîle olduğunu soruyordu. Hz. Abbâs:
- Bunlar Gıfâr kabîlesi, şunlar Cüheyne.. diye geçen kabîleleri bir bir anlattıkça Ebû Süfyân:
- Şaşılacak şey, bunlarla benim aramda ne düşmanlık var ki , buraya kadar gelmişler, diye hayretini ifâde ediyordu.
Ebu Süfyan bu arada:
- Yâ Abbâs, kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar da büyümüş, dedi. Hz. Abbâs:
- Hayır, bu saltanat değil, nübüvvettir, diye cevâp verdi.
Nihâyet, Ebû Süfyân'ın daha önce benzerini görmediği bir birlik geçti. Bunlar, ensârdı. Başlarında Sa'd b. Ubâde sancağı taşıyordu.
Son gelen birlik, sayıca hepsinden azdı. Bu birlikte Rasûlüllah (s.a.s.) ile ensar ve muhâcirlerden en yakın arkadaşları vardı. Rasûlüllah (s.a.s.)'in sancağını Avvâm oğlu Zübeyr taşıyordu.
Dikkatli konuşmak:
Ensâr alayı, Uhud ve Hendek Savaşları'nda müşrik ordusunun başkomutanı Ebû Süfyân'ın önünden geçerken Sa'd b. Ubâde:
- Ey Ebû Süfyân, bugün en büyük kıtal günüdür, bu gün Kâbe'de kan dökmenin helal kılındığı gündür”, demişti.
Ebû Süfyân Sa'd'ın sözlerini Rasûlüllah (s.a.s.)'a nakletti.
Hz. Rasûlüllah (s.a.s.):
- Sa'd yanlış söylemiş, bugün Cenab-ı Hakk'ın Kâbe'yi yücelteceği gündür. Bugün Kâbe'nin tevhid elbisesine bürüneceği gündür, buyurdu.(323)
Sa'd'ın kan dökmesinden endişelendiği için, hemen Hz. Ali'yi gönderdi, ensâr sancağının Sa'd'dan alınıp oğlu Kays'a verilmesini emretti.(324)
Müslüman mücâhidlerin geçit resmini baştan sona seyreden Ebû Süfyân, Mekke'nin tesliminden başka çâre olmadığını anladı. Hz. Abbas'tan ayrılarak, hemen Mekke'ye döndü. Harem-i Şerif'e vardı. Heyecân içinde kendisini bekleyen Mekkelilere yüksek sesle şöyle hitâbetti:
- Muhammed (s.a.s.) , karşı koymamıza imkân olmayan bir ordu ile geliyor:
1) Her kim Ebû Süfyan'ın evine gelirse emniyettedir.
2) Her kim silahını bırakır, evine kapanırsa emniyettedir.
3) Her kim, Harem-i Şerîf'e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş, Müslüman olunki, selâmet bulasınız...
2) Her kim silahını bırakır, evine kapanırsa emniyettedir.
3) Her kim, Harem-i Şerîf'e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş, Müslüman olunki, selâmet bulasınız...
Mekkelilerin vaziyeti:
Ebu Süfyan'ın (radıyallahü anh) sözlerini heyecanla dinleyen Kureyş müşrikleri büyük bir şaşkınlık içine düşüp, bir kısmı Ebu Süfyan'ın evine bir kısmı Harem-i şerife girdi. Bir kısmı da kendi evine kapanıp dışarı çıkmadı. Silahını alıp sokaklarda dolaşanlar da görülüyordu.
Ebu Süfyan'ın (radıyallahü anh) sözlerini heyecanla dinleyen Kureyş müşrikleri büyük bir şaşkınlık içine düşüp, bir kısmı Ebu Süfyan'ın evine bir kısmı Harem-i şerife girdi. Bir kısmı da kendi evine kapanıp dışarı çıkmadı. Silahını alıp sokaklarda dolaşanlar da görülüyordu.
Peygamberimiz’in talimatı:
Peygamberimiz, Mekke'ye girerken kumandanlara şehre hangi semtlerden gireceklerini gösterip, orduyu dört kola ayırdı ve;
“Size karşı konulmadıkça ve saldırılmadıkça hiç kimseyle çarpışmaya girmeyiniz! Hiç kimseyi öldürmeyiniz!” buyurdu.
Yalnız Mekkelilerden bazı kimselerin bunun dışında olduğunu bildirdi.
Ordunun hareketi :
Hicri 20 Ramazân 8. senede, miladi 11 Ocak 630 tarihinde İslam ordusu, kollar halinde Mekke'ye girdi. SadeceHalid bin Velid (radıyallahü anh) 'in komuta ettiği birliğe karşı bir grup müşrik karşı koydu. Kureyş'in azılılarından Ümeyye oğlu Safvân, Amr oğlu Süheyl ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime bir çete kurdular. Hâlid'in birliklerini Mekke'ye girerken ok yağmuruna tutarak iki müslümanı şehid ettiler. Bu durumda Hâlid, saldırganlar üzerine hücûm ederek, bir hamlede 13 tanesini öldürdü, diğerleri dağılıp kaçtılar.
Rasûlüllah (s.a.s.) kan döküldüğünü duyunca üzüldü. Fakat, tecâvüzün müşriklerden başladığını öğrenince:
- İlahî takdir böyleymiş, buyurdu.
- İlahî takdir böyleymiş, buyurdu.
6-PEYĞAMBER EFENDİMİZİN HAREKETİ:
Sağında Ebu Bekr, solunda Üseyd ibni Hudayr, etrafında Muhacirin ve Ensar'dan bir kısım eshab vardı. Kabe'yi görünce tekbir getirdiler. Yükselen tekbir sadalarının akisleri dağlardan geliyordu.
Rasûlüllah (s.a.s.) çadırını Kinâneoğulları yurdunda "Hacûn" denilen yerde kurdurdu.
( Hatice validemizin kabri de burada bulunuyordu. – şimdi cennetül mualla- , siyer-i Nebi, H Arıkan)
Mekke Devri'nin 7'inci yılında, Kureyş müşrikleriyle Kinâneoğulları burada küfr üzerine anlaşmışlardı. (325).
Bu anlaşma gereğince müslümanlar üç yıl muhasara altında çok acı günler yaşamışlardı.
n Oradan Me4kke’yi gözleriyle baştan başa bir süzdü. İçinden, sekiz sene evvel hicret ettirilen ve hicret ederken ; “Bir gün sana geri döneceğim ey Mekke şehri .” buyurduğu mukaddes şehir, şimdi kendisine teslim edilmiş, önünde seriliyordu. (S.Nebi, H.Arıkan)
Böylece , bir mucize neticesi, doğup büyüdüğü mübarek şehre hem de çok farklı olarak avdet etmişti.
-“önce evinize gidip, orada oturmayacakmısınız ?”diyenlere,
-“Müşrikler bize evmi bıraktı ki ? “ buyurdu.
Rasûlüllah (s.a.s.), yanında zevceleri Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Meymune validelerimiz olduğu halde çadırına girdi. Çadırında gusledip 8 rek'at "duhâ namazı" kıldı, sonra, devesine binerek, Kâbe'ye geldi.
Yol boyunca Fetih Sûresi'ni okuduğu işitiliyordu.(326)
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُّبِيناً
“Doğrusu Biz sana apaçık bir fetih açtık.”
Deve üzerinde, ihrâmsız olarak Kâbe'yi tavâf etti. Elindeki ucu eğri değnekle Hacer-i Esved'i selamladı.
Sekiz yıl önce, yurdundan üç kişilik bir kafile ile nasıl ayrılmıştı, şimdi nasıl bir ihtişâmla dönüyordu.Rasûlüllah (s.a.s.) devesinin üstünde bütün bunları düşünüyor, mağrûr bir fâtih gibi değil, son derece mütevâzi bir halde, başı secde eder gibi, devenin boynuna yapışmış, tesbih, tehlil ve duâ ile, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz lütuflarına şükrederek ilerliyordu.
Tavaf sırasında Kabe'deki putlar, elindeki değnekle işaret ettikçe ve dokundukça, devriliyor ve;
إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ
“Ve de ki: "Hak geldi, batıl yok oldu; gerçekten batıl pek zavallıdır!"
mealindeki İsra suresi 8. ayetini okuyordu.
Basiretli hareket:
Yüksek yerlerde bulunan putların da devrilmesi için Hazret-i Ali;
“Ya Resulallah! Omuzuma basarak deviriniz.” deyince,
“Ya Ali, sen nübüvvet ağırlığına tahammül edemezsin,
sen benim omuzuma bas bu işi yerine getir.” buyurdu.
Allah'ın Arslanı, emre uyarak mübarek omuzuna basıp yüksekte bulunan putları devirdi ve büyük nimetlere kavuştu.
Kabe’nin temizlenmesi:
Peygamberimiz daha sonra Kabe'nin anahtarını isteyip kapısını açtırdı. Hazret-i Ömer ile Hazret-i Osman bin Talha'ya Kabe'nin içine girip oradaki putları devirmelerini ve putlardan temizlemelerini emretti. Onlar da girip buradaki putları kırıp parçaladılar. Böylece Kabe'nin içi putlardan temizlendi.
Peygamberimiz daha sonra Kabe'nin anahtarını isteyip kapısını açtırdı. Hazret-i Ömer ile Hazret-i Osman bin Talha'ya Kabe'nin içine girip oradaki putları devirmelerini ve putlardan temizlemelerini emretti. Onlar da girip buradaki putları kırıp parçaladılar. Böylece Kabe'nin içi putlardan temizlendi.
Sonra Peygamberimiz, Ömer, Bilal-i Habeşi, Üsame-tübni Zeyd ve Osman bin Talha (radıyallahü anhüm) ile birlikte Kabe'nin içine girdi. İki rekat namaz kıldı ve Beyt-i şerifin içini dolaşıp her tarafında tekbir getirdi ve bir müddet Kabe'nin içinde kaldı.
Bu sırada Mekkeli Kureyş müşrikleri de, Mescid-i Haram'a toplanıp, Kabe'nin etrafını sararak haklarında verilecek kararı heyecanla bekliyorlardı.
FETİH HUTBESİ VE GENEL AF
Rasûlüllah (s.a.s.) Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O'nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı.
Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yıl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra şöyle hitâbetti.
"Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O'nun eşi ve ortağı yoktur. O va'dine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.
İyi bilin ki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.
Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O'nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır."
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى
وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا
إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّه عَلِيمٌ خَبِيرٌ
“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve sizi milletlere, kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız (öğünesiniz diye değil) Allah katında en iyiniz takvası en çok olanınızdır. Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” Mealindeki ayet-i kerimeyi okudu (Hucurat suresi: 13).
Al-i cenablık:
Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı mânâlı bir bakışla süzdükten sonra:
- Ey Kureyş cemaâtı! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan:
- Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
“Yusuf'un kardeşlerine dediği gibi ben de size:
الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ
"Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhamaetlisidir (Yusuf Suresi 92). derim. Haydi gidiniz, serbestsiniz.” buyurdu. (331)
Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmişti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)'e neler yapmamışlardı. Müslümanları en korkunç işkencelere tâbi tutmuşlar, akla hayâle gelmedik eziyetler yapmışlardı. Şimdi başkaları olsa ne yapardı; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmıştır? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)'in büyüklüğünü ortaya koymağa kâfidir.
Ahde vefa ve adalet :
Bu hitâbesinden sonra Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'da oturdu. Sikaye (hacılara su ve zemzem dağıtma) hizmeti Abdülmuttaliboğullarındaydı. Bu hizmeti Hz. Abbâs yapıyordu. Hicâbe (Kâbeyi açıp-kapama ve anahtarını taşıma) hizmetini ise Ebû Talha oğulları yapıyordu. Bu esnâda Hz. Ali bu iki hizmetin Abdülmuttaliboğulları'nda birleştirilmesini istemişti.
Fakat Rasûlüllah (s.a.s.) Osman b. Talha'yı çağırdı.
- Yâ Osmân, bugün iyilik ve ahde vefâ günüdür, al işte anahtarın, buyurdu (332).
”insanlar arasında hükmedeceğiniz zaman adaletle hükmedin.”
Öğle vakti, Hz. Bilâl Kâbe'nin üstüne çıktı. Güzel ve gür sesiyle ezana başladı. "Allâhü Ekber" nidâları müşriklerin yüreklerini fethediyordu. Fahr-i Kainat , Müslümanlara imam olarak namazı bizzat kendisi kıldırdı. İşte o günden bu güne , Kabe-i Muazzama’da her gün beş vakit ezan okunur ve namaz kılınır. (S.Nebi, H.Arıkan)
Mucize:
Bu esnâda, Ebû Süfyân, Esîd oğlu Attâb, Hişâm oğlu Hâris gibi Kureyşin ileri gelenlerinden birkaç kişi Kâbe'nin avlusunda bir köşeye toplanmış konuşuyorlardı. İçlerinden Attâb:
- Babam şanslı adammış, daha önce öldü de şu sesi işitmedi, dedi. Hâris de:
- Şunun hak olduğunu bilsem, vallâhi ben de icâbet ederdim, diye konuştu.
Ebû Süfyân ise:
- Ben bir şey söylemeyeceğim. Bir şey konuşsam şu çakılların bile dile gelip O'na haber vereceğinden korkuyorum, dedi.
Az sonra yanlarına Rasûlüllah (s.a.s.), aralarında konuştuklarını bir bir söyledi.
Bunun üzerine:
- Konuştuklarımızı kimse duymamıştı. Biz şehâdet ederiz ki, sen Allah'ın Rasûlüsün, diye şehâdet getirdiler.(333)
7- FETİH SONRASI
Mekke'nin fethinin ikinci günü Peygamberimiz bir hutbe daha okudu. Bu hutbe Müslümanların kardeş olduğunu ve karşılıklı haklarını ve daha birçok hususu bildirdi.
Peygamberimiz umumi af ilan ettikten sonra, Kureyşliler Müslüman oldular.
Seneler önce kendilerini imana davet ettiğinde inanmayanlar, o gün Safa Tepesinde Peygamberimize biat ettiler.
( Aynı safa tepesinde ilk davette efendimize karşı amcası Ebu Leheb karşı çıkmıştı. Tebbet suresi )
************************************
Mekke Halkının Bîatı :
Öğle namazından sonra, Rasûlüllah (s.a.s.) Safâ tepesinin yüksekce bir yerinde oturdu. Önce erkeklerden, sonra da kadınlardan bîat aldı. Erkekler, “Allahü tealadan başka ilah olmadığına, Muhammed aleyhisselamın Allahü tealanın kulu ve Resulü olduğu”na şehadet ederek İslâm ve cihâd üzerine bîat ettiler.(334)
Kadınlar ise aşağıda meâli yazılı âyet-i celîledeki esaslara uyacaklarına , imandan sonra Allahü Teala’ya şirk koşmamak, hırsızlık ve zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek ve asi olmamak üzere bîat ettiler.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئاً وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ {12
"Ey Peygamber, mü'min kadınlar Allah'a hiçbir eş ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurup getirmemek ve hiçbir güzel işte sana karşı gelmemek üzere sana biata geldiklerinde biâtlarını kabûl et, Onlara Allah'tan mağfiret dile, Çünkü Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir." (el-Mümtehine Sûresi, 12)
Erkekler, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elini tutup musâfaha ederek biât ettiler.
Kadınlar ise sözle ve Rasûlüllah (s.a.s.)'in bulunduğu su kabına ellerini batırarak bîat ettiler.(335)
Rasûlüllah (s.a.s.) in eli, hiç bir zaman yabancı bir kadının eline değmemiştir. (336)
Kureyş kadınlarından , Ebi Talip kızı Hz. Ümmü Hani, Asım kızı Ümmü Habibe, Atike, İkrime’nin zevcesi Ümmü Hakim, Halid ibn-i Velid’in kız kardeşi fatihe, Ebu Süfyan’ın zevcesi Hind ve daha bazı itibarlı Kureyş kadınları, bir gurup halinde, biat etmek üzere Peyğamber Efendimizin yanına geldiler.
Bunlar içinde , vaktiyle Uhud harbinde Peyğamber Efendimizin amcası Hz. Hamza’yıböldürten ve öldürttükten sonra karnını deşerek c,ğerini çıkararak ağzında çiğneyen Hind, Efendimize biat ederken, kendisini bildirmemek için yüzünü örtmüştü. Rasül-ü Ekrem , onu tanımış fakat tanıdığını belli etmeyip affetmişti.
Rasülüllah Efendimizin büyüklüğü, Hind üzerinde öyle büyük bir tesir yapmıştı ki Hind şu sözleri söylemekten kendini alamadı : “ Bu güne kadar en sevmediğim çadır , Senin çadırındı. Fakat, bugün Senin çadırından daha sevimli bir çadır göremiyorum.”
Hind ; “ Ya Rasülelleh ! el tutuşup Sana biat edelimmi ? “ diye sordu.
Peyğamber Efendimiz ; “ Ben kadınlarla el tutuşmam. Benim yüz kadına birden hitap etmem, her bir kadına ayrı ayrı hitap etmem gibidir.” buyurdu.(S.Nebi, H.Arıkan)
****************************************************
Rasûlüllah (s.a.s.)'in Ensâr'ın Endişesini Gidermesi, vefalı davranışı :
Fetihten sonra ensâr kendi aralarında :
- “Cenâb-ı Hakk, Rasûlüne doğup büyüdüğü vatanının fethini müyesser kıldı. Artık bizimle döner mi, yoksa buraya mı yerleşir,” diye endişelerini belirtmişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bunu duyunca:
- Böyle bir şeyden Allah'a sığınırım. Ben memleketinize hicret ettim. Hayatınız, hayatım; ölümünüz ölümümdür, buyurdu. (337) Ensârın endişelerini giderdi.
Genel affın neticesi:
Mekkeli müşrikler içinden bazı azılı kimseler umumi aftan hariç tutulmuştu. Bunlardan Mekke'nin fethi sırasında kaçanların bazısı yakalandıkları yerde öldürüldü. Fakat pek çoğu yine affedildi. Bunlardan affa uğrayıp, Müslüman olanlardan Ebu Cehil'in oğlu İkrime, Abdullah bin Sad, Vahşi ve Ebu Süfyan'ın hanımı Hind, Safvan, Ka'b ibni Züheyr ve Habban (radıyallahü anhüm) gibi kimseler vardı.
Peygamberimiz fetihten sonra on beş gün Mekke'de kaldı. Bu sırada Mekke çevresindeki yerlerde bulunan putlar da kırıldı. Böylece Mekke ve çevresi putlardan temizlendi. Orada bulunanlar Müslüman olmakla şereflenerek dünya ve ahiret saadetine kavuştular.
Peygamberimiz fetihten sonra on beş gün Mekke'de kaldı. Bu sırada Mekke çevresindeki yerlerde bulunan putlar da kırıldı. Böylece Mekke ve çevresi putlardan temizlendi. Orada bulunanlar Müslüman olmakla şereflenerek dünya ve ahiret saadetine kavuştular.
FETHİN NETİCESİ
RUHU’L-BEYAN TEFSİRİNDEN:
Mekke-i mükerremenin fethi, fetihlerin fethi diye isimlenmiştir. Fetih suresinin evvelinde buna dair va’d gelmiştir. Mekke’nin fethi, fetihlerin anahtarı ve dayanağı olmuştur. Mekke-i mükerreme “ümmülkura- memleketlerin anası,kaynağı” olduğu gibi, bu fethin gelmesi diğer fetihlerin gelmesi menzilesinde kılınmıştır. (c.10,528)
Mekke'nin fethi İslam tarihinde değil, bütün cihan tarihinde benzeri bulunmayan bir hadisedir.İmanları-İslamlıkları sebebiyle yurtlarından ayrılan Sevgili Peygamberimiz ve Eshab-ı kirama Allahü tealanın en büyük lütuflarından biridir.
Bu fetihle Arabistan Yarımadasında şirkin (Allah'a ortak koşmak) cemiyet ve güç halindeki varlığı sona ermiş, Kabe ve civarı putlardan temizlenmiş, tevhid inancı kesin hakimiyetini ilan etmiştir. Mekke'nin fethi ile Arabistan Yarımadasında ilk İslam Devleti de kuruluşunu tamamlamış, bundan sonra İslamiyet üç kıtaya hızla yayılmaya başlamıştır.
Mekke'nin fethi, İslamiyette öylesine derin mana ve hikmetlerle doludur ki, daha sonraki asırlarda yaşamış İslam alim, evliya ve kumandanları da çeşitli vesilelerle bu fethi kendilerine örnek alıp, hal ve işlerine de ölçü kabul etmişlerdir.
***********************************
İslam Tarihinden bazı örnekler olarak ; Kuds-ü Şerifin fethi, Şamın fethi, Mısırın fethi, İranın fethi, Türkistanın fethi, malazgiert zaferiyle Anadolunun kapılarının açılması….. Bursanın fethi, Rumelinin fetihleri ve nihayet İstanbulun fethi ve daha nice zaferler, başarılar…. Hepsi İ’la-i Kelimetillah uğrunda yapılan hizmetlerdir,
ya, bu fetihlerin miraslarının korunması ve yeni fetihler nasıl olacak ???
BİZİM UFKUMUZ
1- FETH-İ MÜBİN’İN İSTİKAMETİNDE ESHAB-I SUFFENİN NESLİ OLAN EVLAD-I FATİHAN YETİŞTİRMEK,
2- 2-FETH-İ MÜBİN’İN MERKEZİ OLAN HAREM-İ ŞERİF-İ ZİYARET VE İMAR ETMEKTİR.
1- FETH-İ MÜBİN’İN İSTİKAMETİNDE ESHAB-I SUFFENİN NESLİ OLAN EVLAD-I FATİHAN YETİŞTİRMEK,
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ
وَالَّذٖينَ مَعَهُ اَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ
تَرٰیهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا
سٖيمَاهُمْ فٖى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ
ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجٖيلِ
كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْپَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغٖيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا
Muhammed Resulullahdır,
onun maıyyetindekiler ise küffara karşı çok çetin, kendi aralarında gayet merhametlidirler.
Onları görürsün cemâatle rükû', sücud ederek, Allahdan fadl-u rıdvan isterler.
Sîmaları secde eserinden yüzlerindedir.
Bu onların Tevrattaki meselleri. İncîldeki meselleri de bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, derken sapları üzerinde bir düze istikamet almış, zürrâın hoşuna gidiyor.
Onlarla kâfirlere gayz vermek için,
onlardan iyman edib de salih salih ameller yapanlara Allah hem bir mağfiret va'd buyurdu hem de bir ecr-i azîm.
2- FETH-İ MÜBİN’İN MERKEZİ OLAN HAREM-İ ŞERİF’E DAVETİ DEVAM ETTİRMEK
İlk hac davetini Allah-ü Teala İbrahim aleyhisselama şöyle emretmiştir.
وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاًوَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ {27}
“Bütün insanlara haccı ilan et. Gerek yaya olarak, gerek her uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.(Hac 22/27)
Peyğamber Efendimiz bu davet yenilemiş ve alemlerin hidayetine vesile olarak biz ümmetine emanet bırakmıştır.
KABE-İ MUAZZAMA :
فٖيهِ اٰيَاتٌ بَيِّـنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهٖيمَ
وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا
وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبٖيلًا
وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ
“Doğrusu insanlar için vaz’olunan ilk ma’bed, elbette Mekke-i Mükerremedeki o çok mübarek ve bütün alemîne hidayet olan beyttir.Orada açık alametler vardır (ki bunlardan biri) Makam-ı İbrahim’dir. Kim oraya girerse emin olur.
Oraya yol bulabilene (yani mala ve beden sağlığına sahip olana) Beyt-i Haram’ı haccetmek, Allah(cc)’ın (iman etmiş) insanlar üzerine (kararlaşmış) bir hakkıdır (yani farzdır).
Kim (bu farzı) inkar ederse (bu farzı tanımaz terk ederse bilsin ki) Allah(cc)bütün alemlerden müstağnidir (Onların ibadetine muhtaç değildir, çünkü O’nun hazineleri ibadetle doludur. İman ve ibadetin faydası yine kullara döner.)” (Al-i ımran,97)
HAC VE UMRE’DE DUA ETMEK
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :
{ الحجاج والعمار وفدالله دعاهم فاجابوه وسءلوه فاعطاهم .}
“Hac ve umre yapanlar ; Allah’ın murahhasıdırlar. Cenab-ı Hak, bunları çağırdı, onlar da hemen gittiler. Allah’a istekde bulunuyorlar , O da kendilerine dilediklerini verecektir.” (et-Terğib ve-Terhib,c.2,s.167 – 40 Mevzuda 40 Hadis, c.1,s 113)
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم { يغفر للحاج ولمن استغفر له الحاج .}
“Hac edenin kendisinin ve dua ediverdiği kimsenin günahı bağışlanır.” (et-Terğib, c.1,s.167 – 40 Mevzuda 40 Hadis,c.1,s.118)
***************************************
HİZMET TURİZM ,
İŞTE BU DAVET ĞAYESİ İLE KURULMUŞ OLUP,
DİN KARDEŞLERİMİZİN BEYTULLAH’I VE RASÜLÜLLAH’I ZİYARETLERİNİ
EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALARI İÇİN ÇALIŞMAKTADIR.
*********************************************************************
EK SOHBET: NASR SURESİNİN TEFSİRİ : (MEKKENİN FETHİ HAKKINDADIR….
********************************************************
DİPNOTLAR
(315) Zâdü'l-Meâd, 2/386; İbn Hişâm, 4/38
(316) İbn Hişâm, 4/39; Zâdü'l-Meâd, 2/387; Târih-i Din-i İslâm, 3/415
(317) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/322; Târih-i Din-i İslâm, 3/417
(318) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/323
(319) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No: 1622); Târih-i Din-i İslâm 3/418
(320) Tecrid Tercemesi, 10/235; Kısas-ı Enbiyâ, 1/410
(321) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No:1622)
(322) Zâdü'l-Meâd, 2/391; İbn Hişâm, 4/47; Tecrid Tercemesi, 10/332
(323) el-Buhârî, 5/91; Tecrid Tercemesi,10/331 (Hadis No: 1624)
(324) Zâdü'l-Meâd, 2/392; Tecrid Tercemesi, 10/332; İbn Hişâm, 4/49
(325) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786) ve 10/335
(326) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/337 (Hadis No: 1625)
(327) el-İsrâ Sûresi, 81
(328) Sebe'Sûresi, 49
(329) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/338 (Hadis No: 1626)
(330) el-Buhârî, 5/93; Tecrid Tercemesi, 10/339 Buhârî'nin Abdullah b. Ömer'den rivâyetine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'nin fethi günü Kâbe'ye girdiğinde içerde namaz kılmıştır. Abdullah b. Abbas'tan rivâyetine göre ise namaz kılmamış sadece tekbir getirmiştir. (Buhârî, 5/93)
(331) İbn Hişâm, 4/54; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341
(332) İbn Hîşâm, 4/55; Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342
Câhiliyet devrinde Kâbe'yi pazartesi ve perşembe günleri ziyarete açarlardı. Bir defasında Rasûlüllah (s.a.s) 'de gelmiş halkla birlikte O da içeri girmek istemişti. Fakat Osmân b. Talha kabalık etmiş, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın içeri girmesine engel olmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.) hiç kızmadan:
-"Ya Osmân, yakında sen benim bu anahtarı dilediğim kişiye verebileceğim bir günü göreceksin..." buyurmuştu. Şimdi Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) anahtarı dilediğine verebilirdi. Fakat gene Osmân'a verdi. ve:
-Yâ Osmân, sana söylediğim söz gerçekleşti mi? diye sordu. Osmân, olayı hatırladı:
-Evet, gerçekleşti, şehâdet ederim ki sen, Allah'ın Rasûlüsün, dedi. (Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342-343)
(333) İbn Hişâm, 4/56; Zâdü'l-Meâd, 2/395; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254
(334) İbnü'l-Esîr, 2/252-253
(335) Hak Dini Kur'ân Dili, 6/4916; Tecrid Tercemesi, 10/344
(336) el-Buhârî, 6/173; Müslim, 3/1489 (Hadis No: 1866); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254
(337) Zâdü'l-Meâd, 2/397; Müslim, 3/1405 - 1406 (Hadis No: 1780); Tecrid Tercemesi 10/346-347
(316) İbn Hişâm, 4/39; Zâdü'l-Meâd, 2/387; Târih-i Din-i İslâm, 3/415
(317) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/322; Târih-i Din-i İslâm, 3/417
(318) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/323
(319) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No: 1622); Târih-i Din-i İslâm 3/418
(320) Tecrid Tercemesi, 10/235; Kısas-ı Enbiyâ, 1/410
(321) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No:1622)
(322) Zâdü'l-Meâd, 2/391; İbn Hişâm, 4/47; Tecrid Tercemesi, 10/332
(323) el-Buhârî, 5/91; Tecrid Tercemesi,10/331 (Hadis No: 1624)
(324) Zâdü'l-Meâd, 2/392; Tecrid Tercemesi, 10/332; İbn Hişâm, 4/49
(325) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786) ve 10/335
(326) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/337 (Hadis No: 1625)
(327) el-İsrâ Sûresi, 81
(328) Sebe'Sûresi, 49
(329) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/338 (Hadis No: 1626)
(330) el-Buhârî, 5/93; Tecrid Tercemesi, 10/339 Buhârî'nin Abdullah b. Ömer'den rivâyetine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'nin fethi günü Kâbe'ye girdiğinde içerde namaz kılmıştır. Abdullah b. Abbas'tan rivâyetine göre ise namaz kılmamış sadece tekbir getirmiştir. (Buhârî, 5/93)
(331) İbn Hişâm, 4/54; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341
(332) İbn Hîşâm, 4/55; Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342
Câhiliyet devrinde Kâbe'yi pazartesi ve perşembe günleri ziyarete açarlardı. Bir defasında Rasûlüllah (s.a.s) 'de gelmiş halkla birlikte O da içeri girmek istemişti. Fakat Osmân b. Talha kabalık etmiş, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın içeri girmesine engel olmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.) hiç kızmadan:
-"Ya Osmân, yakında sen benim bu anahtarı dilediğim kişiye verebileceğim bir günü göreceksin..." buyurmuştu. Şimdi Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) anahtarı dilediğine verebilirdi. Fakat gene Osmân'a verdi. ve:
-Yâ Osmân, sana söylediğim söz gerçekleşti mi? diye sordu. Osmân, olayı hatırladı:
-Evet, gerçekleşti, şehâdet ederim ki sen, Allah'ın Rasûlüsün, dedi. (Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342-343)
(333) İbn Hişâm, 4/56; Zâdü'l-Meâd, 2/395; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254
(334) İbnü'l-Esîr, 2/252-253
(335) Hak Dini Kur'ân Dili, 6/4916; Tecrid Tercemesi, 10/344
(336) el-Buhârî, 6/173; Müslim, 3/1489 (Hadis No: 1866); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254
(337) Zâdü'l-Meâd, 2/397; Müslim, 3/1405 - 1406 (Hadis No: 1780); Tecrid Tercemesi 10/346-347
*********************************************************
”insanlar arasında hükmedeceğiniz zaman adaletle hükmedin.”
HİKMET PINARI…………….” (Allah) kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” (2/269)

0 yorum:
Yorum Gönder